NSO

EL Ahbab Cemaati Delhi’den Halep'e, kuşkulu tarafsızlık ve sonu gelmeyen eleştiri

El Ahbab Cemaati olarak da bilinen Davet ve Tebliğ Cemaati her düzeyde en çok tartışmalı din fırkalarındandır ki -eleştirenlere göre- ne zalimin elini vurmakta ne de mazlumun elini tutmaktadır. Din konusundaki düşmanları ise ne iyiliği emretmekte ne de kötülüğü menetmekte olduklarını düşünmektedir.  

Özellikle de iktidardaki rejimlerle ilişkilerinde tüm gruplardan farklı bir biçimde siyaset yürüten Davet Cemaatinin zikredildiğinde zihinde büyük soru işaretleri dolaşmaktadır ki zalim veya adil olsun rejimlere daima “barışçıl” durumda çünkü düşüncelerine göre ana hedef sevgi ve hoşgörü ile insanları hak yoluna döndürmektir.  

El Ahbab Cemaati az sayılı değildir ki sayıları dünya çapında milyonlarca olup genel merkezleri her yılda milyonlarca üyenin katıldığı toplantının yeri Hindistan’dadır. Suriye'nin kuzeyinde halihazırdaki sayılarının ise tam bir istatistiği yoktur. El Ahbab’ın sürecinin takip eden bazıları Suriye'nin kuzeyindeki mensupların sayısı 12 bin civarında olduğunu tahmin etti. 

Suriye’de bu cemaat DEAŞ’in eliyle Halep’in kırsalı, Rakka, Hama kırsalı ve daha az sayıda Suriye'nin diğer bölgelerindeki bulundukları bölgelerini ele geçirerek dışlanmıştı. Ancak bazıları örgüte katılıp savaşarak öldürülmüştür. Kuruluşundan bugüne dek Suriye’deki El Ahbab Cemaatinin ilk basın röportajı bu sayılmaktadır.   
 

• El Ahbab kimdir? 

NSO muhabirinin Halep’in kırsalında “El Ahbab’ın Emiri” -takma adı- Şeyh Abdullah ile özel görüşmesinde Şeyh şunları söyledi: El Ahbab, Hintli Şeyh’in (İlyas kandehlevî) 1918 yılında Osmanlı hilafetinin düşmesinden sonra kurulan Davet Cemaati olup silahlanmadan uzak halkları toplamak üzerindeki duran davetinde birçok zorlukla karşılaşıp Davet Hindistan'ın Delhi’deki Nizameddin bölgesinde başlamıştır. 

Adı hakkında Şeyh Abdullah “Şeyh İlyas İman Tahriki Cemaati diye adlandırmakta, Türkiye’de de Tebliğ Cemaati denir. El Ahbab adı ise mensuplar kendilerine verdiği bir addır. Şeyh İlyas'ı, oğlu “Yusuf Kandehlevî” daha sonra “Numan El Hasan” takip etmiştir.   

Davetin Suriye’deki yayılmasıyla ilgili Şeyh Abdullah “Davet Cemaati Hindistan’dan Suriye’ye 1952 yılında gelmiş ama kimseyi yanlarına çekememiştir. Ta ki 60’lı yıllarda yayılmaya başlamış olup Hama ili Şeyh “El Revvas” ile Daveti en çok kabullenen il olmuştur. Oradan da o zamanki Suriye’deki Davet Emiri Şeyh Abdulvahhab Derkezenli ile geniş çapta Halep'e intikal edip Halep’in “Kerem Homad” bölgesinde Cemaatin en büyük merkezini kurarak bu merkezden Davete Suriye'nin çeşitli bölgelerine çıkan çok genç olmuştur. Çalışmalar bu minvalde 1993 yılına kadar sürmüştür.  

 

• Cemaatin tebaiyeti ve desteği... Hindistan ve Pakistan’da bölünme 

El Ahbab Cemaati din temsilciliği veya maddi destek düzeyinde diğer din cemaatlerine benzememektedir. Peki, kime tabi ve kimin tarafından desteklenmektedir?  

Şeyh Abdullah yanıtlayarak “Genel olarak Davet Cemaati, halihazırdaki Dünya Emirine bağlı olup merkezi Hindistan’dır. Ancak son olarak tehlikeli bölünmeler meydana gelerek emirlik anlaşmazlıkları nedeniyle Cemaat biri Hindistan diğeri Pakistan’da olmak üzere ikiye bölünmüştür.” Dedi.  

Anlaşmazlıklar hakkında Şeyh Abdullah “Şeyh ‘Numan el Hasan'ın vefatından önce arkasında gelecek on isim vermiştir. Sekizi öldü ve biri kurucu İlyas'ın torunu iki kişinin kalması Cemaatin fikir sahiplerini öfkelendirerek ‘Sad’ın geçmesini başta bir emirliği miras alma ve ‘Kandehlevî’ ailesine münhasır olarak görmelerine neden oldu. Sad ise emirliği bırakmayı reddetmektedir. Bu durum, Pakistan cemaatini ayrılmaya sevk etmiştir. Ancak sulh işaretleri yakında meydana çıkacaktır.” Dedi.  

Suriye'nin Ahbabının tebaiyeti ile ilgili ise Şeyh Abdullah “Duruşumuzu açık bir şekilde henüz belirlemedik. Şimdilik iki cihetle de irtibatımız yoktur. Ancak ‘Numan el Hasan'ın 40 sene önce ortaya koyduğu eski programa göre çalışmaktayız.” Dedi.  

Maddi destek hakkında Şeyh Abdullah “Davet Cemaatinin kurulmasından bu yana kimseden herhangi bir maddi destek almadık. El Ahbab'ın tüm yaptığı kendi özel hesaplarındandır. Bu da Davet ’in gücünün sırrıdır.  Ancak bazen zekât yoluyla kendi aramızda destekleme vardır. Dış yolculukları da biz karşılamamaktayız. Herkes kendi gücü ve imkanına göre kimileri Hindistan kimileri Ürdün'e yolculuk etmektedir.” Dedi.  

İdari ve tüzük biçimi hakkında Şeyh Abdullah “Herhangi yazılı bir tüzüğümüz yoktur. Bizi talimatları sözlü almaktayız. Ayrıca çalışmada merkezileşme vardır. İlmi ve kıdemliliğine göre El Ahbab tarafından tayin edilen Şura Meclisi’ne itimat etmekteyiz.  
 

• Suriye rejimiyle ilişki tabiatı  

El Ahbab büyük sayılarda Suriye'nin çoğu bölgesine yayılmıştır. Ancak Suriye rejimiyle ilişkiler, rejimin başta Saydnaya Hapishanesi olmak üzere hapishanelerini doldurduğu Selefi cemaatler özellikle diğer cemaatlere göre temelden değişiklik arz etmektedir. Peki, El Ahbab ile rejim ilişkileri ne şekildir? 

Şeyh Abdullah “1993 yılına kadar durumlar iyi gidiyordu. 1994 yılında ise Suriye’de bizi çok Arap ve İslami heyetler ziyaret etmeye başladığında değişmeye başlamıştır. 

Rejim, bu heyetlerin girişini yasaklayan bir karar çıkarttı. Sonra bizden herkesi Suriye'nin dışına çıkmasını güvenlik soruşturması olmadan yasaklayarak Huruç süresini 40 günden mümkün olan en az süreye kadar indirdi. Sonra da 1994 yılında da tamamen yasaklayıp Suriye'nin içinde akraba ziyaretlerine sınırlı kılmıştır. “Huruç” Davet Cemaatinin davet maksadıyla 40 süren seyahat anlamında kullandığı bir terimdir. 

Şeyh Abdullah devam ederek “El Ahbab, durdurma kararının Baba Esad'ın rejimiyle anlaşarak Hindistan'daki Davet Cemaatinin Dünya Merkezinden çıktığını zannetmişti ve rejim tarafından çıktığını keşfettiklerinde 2003’de camiler olmadan evlerde çalışmalarına yeniden başladı. Bunun adı da Peygamber’in alenen “Medeni” olmadan önce Mekke'de Darülerkam'da yaptığı gizli davete benzeterek Mekki yani “gizli” Cihattır.” Dedi. 

Şeyh Abdullah ekleyerek “Rejimlerle ilişkilerimiz “yanak ile göz” ilişkisidir. Başka bir ifadeyle “ne severiz ne de söveriz” ki biz rejimden bir menfaat aramayız. Rejimler ise bazı Ahbab mensuplarımızın düşüncemizden çıkarak bazı sorunlara neden olmasında her zaman sakınmıştır. Genel olarak da rejim tarafından, varlığına tehlike oluşturacak yaklaşımımızın olduğu ve barışçıl olduklarımızı bildiğinden, sıkıntıya maruz kalmadık. 

 

*El Ahbab’ın Devrim'e karşı tavrı  

El Ahbab'ın Suriye Devrimine gösterdiği tavır hakkında Suriye’deki “El Ahbab Emiri” Şeyh Abdullah NSO'ya verdiği röportajda “Suriye Devriminin başlamasıyla El Ahbab destekleyen ve karşı çıkan olarak bölündü. Rejimin yanında durmayı tercih eden kimilerine karşı devrimin yanında durmayı tercih etti. Ancak genel olarak birinin diğerinin karşısında yanında durmak bizden istenmemektedir. Çünkü biz Davete yoğunlaşmaktayız.” Dedi.  

Akabinde “Ülkenin geldiği duruma nazaran Allah'a kimsenin yanında durmadığımıza hamt ediyoruz. Biz Afgan tecrübesinden istifade ederek tarafsızlığı seçtik.” Dedi.  

Devam ederek “El Ahbab’tan olup ÖSO komutanları çoktur; başta cemaatte büyük rolü olan, Pakistan'ı 4 ay süreyle ziyaret eden ve İran'ın Sünni bölgelerine “Huruç” yapan Abdülkadir El Salih ile savaşçı tugayların birinin komutanı Abdurrahman Türki. 

 

*El Ahbab'ın DEAŞ dönemindeki durumu 

Davet Cemaatinin DEAŞ düşüncesiyle hiçbir şekilde kesişmemektedir. Öyleyse örgüt döneminde El Ahbab ne hâldeydi? 

Şeyh Abdullah “DEAŞ bölgeye girmeden, İdlip’ten El Meyadîn'e kadar olan bölgelerden binlerce gencin olduğu “Süleyman El Fârisî” adında El Bab şehrinde büyük bir merkezimiz vardı. DEAŞ’in şehre girmesiyle gizli olarak çalışmaya çalıştıysak da yaklaşımımız ve planlarımızla ilgili her şeyi bildiklerinden hiçbir şey yapamadık.” Dedi.   

Devam ederek “Genel olarak DEAŞ’in El Ahbab’la davranış biçimi iyiydi. Ki onlara göre mürtet sayılmayız. Onların tarafından bizden öldürülenler de El Ahbab’tan olduklarından değil başka nedenlerden dolayı öldürülmüştür.” Dedi. 

Hatta bazıları “El Ahbab bizim diğer yarımızdır. Bin bedenlere onlar da kalplere sahiptir.” Dedi.  

El Ahbab'ın gençlerinin DEAŞ’ten etkilenmesi hakkında ise Şeyh Abdullah “El Ahbab'ın ve diğer birçok genci DEAŞ'in düşüncesinden etkilenmiştir. Bunun gayrini söyleyen hakikatten uzaklaşmıştır. Davet gençlerinin bir kısmı örgüt saflarına katılmıştır... Çoğu öldürülmüştür. 

Devam ederek “DEAŞ, yüce ilkelerin üzerinde duran programını çıkarttıktan sonra tüm sadıkları çekebilmiştir. Ancak bu programlar uygulandığında ortaya çıkarılmışlardır.  

Ek olarak da “DEAŞ, âsi ve günahkârları sevmek üzerinde duran yaklaşımımızın aksine büyük taassup ve makam arayan siyasi bir cemaattir… Onlara yaklaşmaya çalışır, günahlarından dolayı hesaba çekmeyiz. 

 

*El Ahbab Cemaati halihazırda Suriye'nin kuzeyinde çevresiyle nasıl geçinmekte? 

El Ahbab Cemaatinin şeyhlerinden Ömer cemaatin insanlarla ilişkileri korkutma, insanların işleri ve inançlarına karışmaktan uzak sevgi, hoşgörü ve dine davet üzerinde durmaktadır. El Ahbab'ın Suriye'nin tüm bölgelerinde varlığı bulunmakta ve herhangi bir taraftan rahatsızlık bulunmadığı gibi altında çalıştığı herhangi bir yönetimle karşı karşıya gelmekten kaçınmaktadır. 

Bu yöntem sorulduğunda Ömer “El Bab şehri kurtarıldığında güvenlik yetkililerini ziyaret edip kendimizi ve çalışmalarımızı tanıttık ve bölgedeki yetkililerin çoğu önceden de bizi ve yaklaşımımızı tanıdığından herhangi bir muhalefetle karşılaşmadığımız gibi Kabasin şehrinin karakolundaki Türk bir subayı ziyaret edip durumumuzu sunduğumuzda büyük bir hoş görme gösterdi ve insanlar arasında ilmi yayma, sevgi ve hoşgörüyü yaymaya tavsiye etti.” dedi. 

Diyanet ile ilişkisi hakkında Ömer “Diyanet bizi iyi tanır ve tüm camilerde faaliyet göstermemize sözlü iznimiz vardır. El Ahbab'ın cami imam ve hatipleri diyanette görevli addedilmekte ve diyanet tarafından tayinleri onaylanmaktadır.” Dedi.  

Bölgedeki askerlerle ilişkileri hakkında ise Ömer “Fırat Kalkanı bölgesinde bazı Ahbab'ların DEAŞ’e katılması ve iletişimimizin olması endişesi nedeniyle Hareket Ahrar Şam ile aramızda küçük bir tartışma çıkmıştı. Ancak bir süre sonra bu anlaşmazlık ortadan kalktı ve bizden toplanma yerlerimizi tebliğ etmemizi istediler. Ve de herhangi askerî grupla çarpışmamız yoktur.  

Devam ederek “İdlip’te ise El Ahbab, insanları cihada teşvik etmeyi reddetmesi ve birini yapanın küfre girdiği İslam’ı bozan durumları öğretmemesinden dolayı ‘Heyet Tahrir Şam’ tarafından çok rahatsızlığa uğramaktadır.” Dedi.  

Bu bağlamda da Şeyh Ömer “Cihat için zamanın uygun olmadığını düşündüğümüz gibi Amerika dahil olmak üzere 250 devlete yayılan uluslararası davet sayılan El Ahbab olarak cihada çağırdığımız takdirde tüm ülkeler bizi terör örgütü olarak sınıflandıracak ve dolayısıyla bize savaş açılacak ve davetten men edileceğiz.” Dedi.   

Diğer yandan “El Ahbab Emiri” Şeyh Abdullah “Vakit cihat ve savaşma vakti değil, cihat dinin ileri bir aşaması sayılmakta ve her vakit yapılamaz ki Peygamber Mekke-i Mükerreme’de gizli davet aşamasında 13 yıl insanları terbiye ve dini öğretti, savaşma yoktu.  

Devam ederek “Cihat’ın varlığını inkâr etmiyoruz. Onu inkâr eden kâfirdir. Ancak önceliklerimiz insanları doğru yaklaşıma, tefecilik, zina ve günahları terk etmek üzerine yoğunlaşmaktadır ki cihat yalnızca dille söylenen bir söz değildir.” Dedi.  

Cemaatin medyayla ilişkisi hakkında Suriye’deki “Cemaat Emiri” Şeyh Abdullah “Davet emirleri medyaya çıkmayı tercih etmez. Çünkü davet çalışmalarının medyadan uzak kalması gerektiği ve Allah’tan başka kimsenin bilmesini istemediğimiz bir iştir.” Dedi.  

Ek olarak “El Ahbab Cemaatinin şimdiki Dünya Emiri ‘Sad Kandehlevî’ kimsenin fotoğraf çekmesini yasakladı ve fotoğrafını çekeni kıyamet gününde hesap soracağına söz verdi. Ancak gizli çekilmiş bazı fotoğrafları ortaya çıkmıştır.” Dedi. 
 

• Başkaları, El Ahbab'ı nasıl görmektedir? 

“El Ahbab Emiri” Şeyh Abdullah, Suudi Arabistanlı imam ve alimlerin cemaate karşı duruşunu anlatarak “Suudi Arabistan'ın alimlerinin çoğu Davet cemaatine düşman olup belki de en önemlisi ilim azlığı olan sert vasıflarla vasıflandırmaktadır.” Dedi. 

Ekleyerek “İlmin rolü ve önemini reddetmiyoruz ancak Şeyh ‘İlyas Kandehlevî'nin dediği gibi davet, alimler kaim olursa ancak Peygamber zamanındaki gibi kaim olabilir. Siz de alimler çıkana kadar içtihat yapmaktasınız.” Dedi.  

El Ahbab'ın Suudi Arabistan'daki varlığı hakkında da Şeyh Abdullah “El Ahbab Suudi Arabistan’da bulunmaktadır. Ancak Mekki ‘gizli’ bir çabadadır. Bu da Suudi Arabistan hükumetinin El Ahbab'ın faaliyetini yasaklaması netiyledir.” Dedi. 

Suriye’de bulundukları bölgelerin içinde ise El Bab şehrinde bir cami imamı olan Eymen EL Tabbuşî, NSO'ya “El Ahbab'ın pazar ve camilere inmesi ve insanları davet etmesi iyi bir şeydir. Ancak taraftarlık ve kendilerini hak yolunda, diğerlerini ise batıl yolda görmesi ve dinin esnekliğe başvurup davet için Pazar ve köylere çıkmak üzerinde duran üslubuyla ancak yayıldığı iddia etmeleri meselesini eleştirmekteyiz.” Dedi. 

El olarak “El Ahbab Cemaati arasında alimlerin bulunması nadirdir ki yanlarında bir kişi birkaç günde davet adamı olmaktadır. Bunda bir zafiyet vardır ki konuşmaları bir olup birbirine benzemekte ve tekrardan ibarettir. El Ahbab'ın eleştirildiği noktalardan biri de ihtilaflı ve ilmi konularda hiç konuşmamalarıdır. Onların görevi halkla ilgilidir. İlminin azlığı nedeniyle de mazurdurlar.” Dedi. 

EL Tabbuşî son olarak “Onlarla anlaşmazlığımız Devrimin başında takip ettikleri Rahmet dedikleri yaklaşım nedeniyledir ki zalim ve mazluma aynı düzeyde rahmet ve hidayet dilemektedir. Ayrıca, camide hazır bulunanlara kısıtlı olması nedeniyle davette faydsaı olmadığını ve insanlara evleri ve pazarlarına çıkmak gerektiğini düşündükleri Minber Daveti (minber ve mihrap) konusunda da çarpıştık. Bu fertlerin mi genel olarak cemaatin düşüncesi olup olmadığını bilmiyorum.” Dedi.  
 

 


Bu içeriği paylaş